beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Prof.Dr. SERDAR EPÖZDEMİR

facebook-paylas
DARALAN İNSAN, ŞİŞEN DÜNYA
Tarih: 13-05-2026 23:51:00 Güncelleme: 13-05-2026 23:52:00


Modern insan büyük bir çelişkinin içinde yaşıyor. Bir yandan dünya büyüyor: imkânlar çoğalıyor, hız artıyor, görünürlük kutsanıyor, başarı hikâyeleri çoğaltılıyor. Öte yandan insanın iç dünyası aynı ölçüde genişlemiyor; tam tersine, daralıyor. Bugünün insanı dışarıya doğru büyürken içine doğru küçülüyor.

Çağın dili hep aynı fiiller etrafında dönüyor: kazanmak, başarmak, yükselmek, geçmek, ulaşmak. Edebiyattan reklamlara, sosyal medyadan kişisel gelişim kürsülerine kadar her yerde aynı çağrı yankılanıyor: Daha fazlası ol, daha görünür ol, daha hızlı ol, daha güçlü ol. Sanki insan olmanın tek ölçüsü bunlarmış gibi.

Ama kimse durup şu soruyu sormuyor: Başarı dediğimiz şey gerçekten neyin üzerine kuruluyor? Çünkü çoğu zaman bir insanın zaferi, başka bir insanın sessiz yenilgisine dönüşüyor. Rekabet kutsandıkça vicdan küçülüyor. İnsan kendisini büyütmek yerine, başkalarının gözündeki imajını büyütmeye çalışıyor. Böylece ortaya tuhaf bir çağ çıkıyor: Dışarıdan parlak, içeriden daralmış insanlar çağı.

Bugün insan ruhu giderek daha fazla ölçülüyor, sınıflandırılıyor, sayılara indirgeniyor. Verimlilik, performans, görünürlük, etkileşim, başarı… Her şey ölçülebilir olana teslim ediliyor. Oysa hayatın en belirleyici tarafları çoğu zaman rakamlara sığmaz. Bir insanın merhameti, bir bakıştaki sahicilik, bir iyiliğin ağırlığı, bir susuşun derinliği istatistik üretmez. Ama insanı asıl insan yapan şeyler tam da bunlardır.

Herkes mutluluğun peşinde koşuyor; fakat mutluluğun bazen arandığında değil, fark edildiğinde bulunduğunu unutuyor. İnsan sürekli daha fazlasını isterken, elindekinin değerini hissedemiyor. Zihni başka yerde, ruhu başka yerde yaşayan milyonlar çoğalıyor. Kalabalıklar artıyor ama temas azalıyor. İletişim hızlanıyor ama anlayış derinleşmiyor. İnsan hiç olmadığı kadar bağlı görünüyor; ama belki de hiç olmadığı kadar kopuk yaşıyor. Belki de çağımızın en büyük meselesi tam olarak bu kopuştur: İnsanın kendisinden kopuşu.

Oysa insanlık, yüzyıllar boyunca en temel hakikatleri defalarca dile getirdi. İnsanın emeğiyle var olduğu söylendi. Güzelliğin, çıkarla kirletilmediğinde gerçek anlamını bulduğu anlatıldı. Bilginin, sevgi ve iyilikle birleşmediğinde eksik kaldığı hatırlatıldı. Fakat modern insan, eski bilgeliği ilerleme hırsı uğruna küçümsedi. Sonra dönüp aynı şaşkınlıkla sormaya başladı: İnsan neden bu kadar yalnız, öfkeli ve bencil?

Cevap çok uzakta değil. İnsan önce kendisinden uzaklaştı. Bugün herkes dünyayı değiştirmek istiyor; ama kimse kendini değiştirmek istemiyor. Oysa asıl dönüşüm, insanın kendi içindeki karanlığı fark etmesiyle başlar. Kibrini, kıskançlığını, bencilliğini tanımadan kurulan her ahlak cümlesi eksik kalır. İnsan önce kendi içindeki sertliği görmeli; başkasına yönelttiği hükmün bir benzerini kendine de çevirebilmelidir. Çünkü yüzleşme olmadan erdem, çoğu zaman sadece iyi görünme arzusuna dönüşür.

Belki de artık biraz susmayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü insan en çok sustuğunda kendini duyar.

Sürekli konuşan bir çağda yaşıyoruz; fakat düşünce, gürültünün içinde serpilmez. Sürekli gösteren insanlar arasında hissetmek giderek zorlaşıyor. Oysa bir güzelliği içtenlikle takdir etmek, emeğin hakkını teslim etmek, iyiliği utanmadan övmek insanı yeniden insan yapan en sade ama en kıymetli davranışlardır. İnsan her zaman büyük iddialarla değil, çoğu zaman küçük ama sahici dikkatlerle olgunlaşır.

Ve belki de en önemlisi şudur: İnsan öğrenmekten çok, hatırlayan bir varlıktır.

Hatırlamak; neyin değerli olduğunu, neyin geçici olduğunu, neyin gerçekten insani olduğunu yeniden fark etmektir. Antropoloji, psikoloji, evrim bilimi, nörobilim… Elbette hepsi insanı anlamaya çalışır. İnsanın geçmişini, davranışlarını, eğilimlerini açıklamaya katkı sunar. Fakat hiçbir bilgi alanı tek başına vicdanın yerini tutamaz. Çünkü insanı tamamlayan şey yalnızca bilmek değil; bildiği şey karşısında nasıl bir ahlaki tutum aldığıdır.

Hayatın sonunda insanı tanımlayan şey çoğu zaman diploması, makamı ya da serveti olmaz. Geriye ya birkaç güzel hatıra kalır ya da birkaç derin yara. İnsan, dünyada ne kadar yer kapladığıyla değil; başkalarının hayatında nasıl bir iz bıraktığıyla hatırlanır.

Bu yüzden mesele yalnızca dünyanın büyümesi değildir. Asıl mesele, dünya büyürken insanın küçülmesidir.

Eğer çağımızın gerçek krizini anlamak istiyorsak, teknolojiye, ekonomiye, hıza ya da başarıya bakmak yetmez. Biraz da insanın iç sesine dönmek gerekir. Çünkü dışarıda genişleyen her şey, içeride bir karşılık bulmuyorsa, büyüme dediğimiz şey çoğu zaman sadece şişmedir. Ve insan, içi boşaldıkça büyüse bile eksilir.



Bu yazı 3604 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI