1 Mayıs sadece bir bayram değil; alın terinin, emeğin, dayanışmanın ve insan onurunun simgesidir. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca emekçi bugün daha adil bir yaşam, daha güvenli çalışma koşulları ve insanca bir gelecek için sesini yükseltiyor.
Ülkemizde de işçiler, emekliler, çiftçiler, üreticiler ve gençler ağır ekonomik koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Artan hayat pahalılığı, düşük ücretler, işsizlik ve geleceğe dair kaygılar toplumun her kesimini derinden etkiliyor. Bir yanda üretimin yükünü sırtlayan emekçiler, diğer yanda emeğinin karşılığını almakta zorlanan milyonlar…
Oysa bir ülkenin gerçek gücü; beton binalarında değil, üreten insanlarında saklıdır. Tarlada çalışan çiftçiden fabrikadaki işçiye, öğretmenden sağlık çalışanına, basın emekçisinden esnafa kadar herkes bu ülkenin temel direğidir. Emek olmadan kalkınma olmaz, üretim olmaz, gelecek kurulamaz.
Bugün sadece işçinin değil; doğasını, toprağını, suyunu korumaya çalışan insanların da dayanışma günüdür. Çünkü emeğin olduğu yerde yaşam vardır. Yaylaların talan edilmesine, ormanların yok edilmesine, derelerin kurutulmasına karşı mücadele eden insanlar da aslında geleceğin emeğini savunmaktadır.
Karadeniz’in yemyeşil doğasında yıllardır üretim yapan köylüler, hayvancılıkla geçinen aileler, toprağını korumaya çalışan yurttaşlar bugün büyük bir sınav vermektedir. Maden uğruna yok edilen ormanlar, taş ocaklarıyla parçalanan dağlar ve kontrolsüz projeler sadece doğayı değil; emeği, alın terini ve yaşam hakkını da tehdit etmektedir.
1 Mayıs; ayrışmanın değil birleşmenin günüdür. Farklı görüşlerden insanların ortak paydası emeğe saygı olmalıdır. Çünkü ekmeğin, adaletin ve özgürlüğün olmadığı yerde toplumsal huzur da olmaz.
Başta emekçiler olmak üzere; alın teriyle yaşam mücadelesi veren herkesin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Daha adil, daha özgür, doğayla barışık ve emeğin değer gördüğü bir Türkiye umuduyla…