1 Eylül Dünya Barış Günü Üzerine Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında savaşların, çatışmaların ve acıların yankıları sürüyor. Bir tarafta bombaların gölgesinde yaşam mücadelesi veren insanlar, diğer tarafta evinden, yurdundan koparılan milyonlarca insan… En ağır bedeli ise her zaman olduğu gibi çocuklar ödüyor.Oysa hiçbir çocuk savaşın ne olduğunu bilerek büyümemeli. Hiçbir anne, çocuğunun eve dönüp dönmeyeceğini düşünerek geceyi geçirmemeli. Hiçbir insan, doğduğu topraklardan yalnızca savaş nedeniyle kopmak zorunda kalmamalı.
Barış; insanlığın ortak vicdanıdır.
Bugün, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yalnızca savaşların sona ermesini değil; insanın insana karşı kin, nefret ve düşmanlık üretmediği bir dünya düzenini de dilemeliyiz.
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü, bugün de insanlığın önünde duran en değerli barış anlayışlarından biridir. Çünkü gerçek barış, yalnızca silahların susması değildir.
Gerçek barış; adaletin, özgürlüğün, eşitliğin ve insan onurunun yaşatılmasıdır.
Barış önce insanın kendi içinde başlar. Sonra aileye, topluma, şehre, ülkeye ve nihayet dünyaya yayılır. İç huzurunu, toplumsal dayanışmasını ve ortak yaşam iradesini güçlendiren toplumlar, yalnızca kendi geleceklerini değil, insanlığın ortak geleceğini de inşa ederler.
Bugün en büyük ihtiyacımız; birbirimizi düşmanlaştırmak değil, birbirimizi anlamaktır.
Farklılıklarımızı ayrışmanın gerekçesi değil, insanlığın zenginliği olarak görebilmektir.
Çünkü ötekileştirme büyüdükçe barış küçülür; dayanışma büyüdükçe umut çoğalır.
Siyasette, toplumda, sokakta ve hayatın her alanında kullanılan sert dil; zamanla insanların birbirine olan güvenini zedeler. Oysa demokratik toplumların gücü, herkesin aynı düşünmesinden değil; farklı düşüncelerin barış içerisinde bir arada yaşayabilmesinden gelir.
Barış, sadece devletlerin imzaladığı anlaşmalarla değil; insanların birbirine gösterdiği saygıyla da kurulur.
Birbirimizin acısını anlayabildiğimiz, adaletsizliğe kim uğrarsa uğrasın karşı çıkabildiğimiz, çocukların geleceğini siyasi hesapların üzerinde tutabildiğimiz gün, gerçek anlamda barışa yaklaşmış olacağız.
Anadolu toprakları tarih boyunca farklı kültürlerin, inançların ve insanların bir arada yaşadığı kadim bir coğrafya olmuştur. Bu topraklardan yükselen “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı, bugün yalnızca Türkiye için değil, bütün insanlık için anlam taşıyan evrensel bir çağrıdır.
Dünyanın neresinde olursa olsun bir çocuğun gözyaşı, insanlığın ortak yarasıdır.
Bir annenin savaştan kaçışı, bir babanın evladını kaybetmesi, bir insanın yurdundan sürülmesi hiçbir siyasi sınırın içine hapsedilemez.
Çünkü insan hayatının milliyeti yoktur.
Acının dili yoktur.
Gözyaşının dini yoktur.
Çocukların savaşta tarafı yoktur.
Bu nedenle bugün hep birlikte daha yüksek sesle söylemeliyiz:
Silahların değil, barışın konuştuğu bir dünya istiyoruz.
Korkunun değil, umudun egemen olduğu bir gelecek istiyoruz.
Çocukların savaş uçaklarını değil, gökyüzünde uçurtmaları izlediği bir dünya istiyoruz.
Ayrışmanın değil dayanışmanın, nefretin değil sevginin, çatışmanın değil kardeşliğin kazanmasını istiyoruz.
Ve biliyoruz ki barış yalnızca bir temenni değil, insanlığın ortak sorumluluğudur.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş ve barışçı anlayışın ışığında; ülkemizde huzurun, dünyada barışın ve tüm insanlık için ortak bir yaşam iradesinin güçlenmesini diliyorum.
1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun.
Dilerim ki bir gün, dünyanın hiçbir yerinde savaşların değil; çocukların kahkahalarının, insanların umutlarının ve halkların kardeşliğinin sesi yankılansın.
Yurtta sulh, cihanda sulh.
Barışın olduğu bir dünya, insanlığın kendisine bırakabileceği en büyük mirastır.