Son yıllarda okul öncesi eğitim alanında "yaşa uygun olmayan akademik beklentiler, "ileri bilişsel eğitim" ve benzeri kavramlar giderek daha fazla kullanılmaktadır. Kuşkusuz çocukların düşünme becerilerini desteklemek eğitimin önemli hedeflerinden biridir. Ancak asıl soru şudur: Bu uygulamalar çocuğun gelişimsel özelliklerine gerçekten uygun mudur?
Erken çocukluk eğitimi; yalnızca etkinlik yaptırmaktan ibaret değildir. Bu alan, çocuk gelişimi, gelişim psikolojisi, öğrenme kuramları, nörobilim ve pedagojik formasyon bilgisi gerektiren akademik bir uzmanlık alanıdır. Bu nedenle okul öncesi öğretmenliği, bilimsel bilgiyle yürütülmesi gereken profesyonel bir meslektir.
Gelişim psikoloğu Jean Piaget'e göre 2–7 yaş arasındaki çocuklar "işlem öncesi dönem"dedir. Bu dönemde öğrenme; oyun, hareket, taklit, keşif ve somut yaşantılar üzerinden gerçekleşir. Soyut düşünme, çok yönlü akıl yürütme ve karmaşık bilişsel süreçler ise gelişimin ilerleyen dönemlerinde olgunlaşır.
Lev Vygotsky ise öğrenmenin, çocuğun gelişim düzeyine uygun yetişkin rehberliğiyle desteklendiğinde en etkili şekilde gerçekleştiğini belirtir. Öğretmenin görevi, çocuğu gelişimsel olarak hazır olmadığı akademik beklentilerle karşı karşıya bırakmak değil; onun potansiyelini doğru yöntemlerle ortaya çıkarmaktır.
Maria Montessori de erken çocukluk döneminde eğitimin temelinin oyun, hareket özgürlüğü, duyusal deneyimler ve çocuğun bireysel gelişim hızına saygı olduğunu vurgulamıştır.
Bilimsel kuramların ortak mesajı açıktır: Üç yaşındaki bir çocuk küçük bir yetişkin değildir. Bu yaş grubunda hedef; akademik gösteriş değil, dil gelişimini, dikkat süresini, yürütücü işlevleri, öz düzenlemeyi, sosyal iletişimi, problem çözmenin temellerini ve merak duygusunu desteklemektir.
Tam da bu nedenle okul öncesi öğretmeninin akademik yeterliliği büyük önem taşır. Erken çocukluk eğitimi; gelişim dönemlerini bilen, çocuk davranışlarını doğru yorumlayabilen, bilimsel yöntemleri uygulayabilen ve eğitim programlarını gelişimsel uygunluk ilkesine göre planlayabilen uzman öğretmenler tarafından yürütülmelidir. Güçlü bir pedagojik altyapı olmadan kullanılan etkileyici kavramlar, tek başına nitelikli eğitim anlamına gelmez.
Ailelerin okul seçerken yalnızca tanıtımlarda kullanılan dikkat çekici ifadeleri değil; öğretmenlerin mesleki yeterliliklerini, eğitim programının bilimsel dayanaklarını, çocukların oyun hakkına verilen önemi ve öğrenme ortamının niteliğini de değerlendirmeleri gerekir.
Çocukluk dönemi hızlandırılması gereken bir yarış değildir. Her gelişim basamağının kendine özgü bir zamanı vardır. Nitelikli okul öncesi eğitim; çocuğu olduğundan ileri göstermeye çalışmak değil, onun gelişim ritmine saygı duyarak sağlam temeller oluşturmaktır.
Çünkü eğitimde gerçek başarı; reklamla değil, bilimle; gösterişli kavramlarla değil, pedagojik yeterlilikle; sloganlarla değil, çocuğun yüksek yararı gözetilerek yapılan nitelikli eğitimle mümkündür.