Türkiye, deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke. Geçmişte yaşanan büyük depremler, bize yalnızca yıkılan binaları değil, yanlış yapılaşmanın ve denetimsizliğin ağır sonuçlarını da gösterdi. Buna rağmen bugün hâlâ kentlerimizin birçok noktasında ekonomik ömrünü tamamlamış, yorgun ve deprem karşısında güvenilirliği tartışmalı binalar bulunuyor Mesele yalnızca bu yapıların varlığı değil, riskli yapıların nasıl dönüştürüleceği ve yıkımların nasıl gerçekleştirileceğidir. Çünkü depreme dayanıksız bir binanın ayakta kalması ne kadar büyük bir riskse, o binanın gerekli güvenlik tedbirleri alınmadan yıkılması da o kadar ciddi bir can güvenliği sorunudur.
YIKIM, SADECE BİR BİNAYI ORTADAN KALDIRMAK DEĞİLDİR
Bir yapının yıkım kararı ciddi bir mühendislik ve iş güvenliği sürecidir. Yıkılacak binanın çevresindeki yapılar, yollar, kaldırımlar, elektrik ve doğalgaz hatları, yayalar, araçlar ve komşu binalar dikkate alınmadan gerçekleştirilecek bir çalışma yeni riskler oluşturabilir. Kontrolsüz şekilde yapılan yıkımlarda ortaya çıkan yoğun toz, molozların çevreye saçılması, yapı parçalarının düşmesi, kaldırımların güvenliksiz bırakılması, gerekli bariyer ve uyarıların kullanılmaması yalnızca görüntü kirliliği yaratmaz. Bunların her biri doğrudan insan hayatını ilgilendirir. Riskli bir binanın yıkım süreci daha fazla dikkat, daha fazla mühendislik hesabı ve daha sıkı denetim gerektirir.
ESKİ VE RİSKLİ BİNALARIN DÖNÜŞÜMÜ KAÇINILMAZ
Riskli yapıların bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi, gerekli durumlarda güçlendirilmesi veya kontrollü biçimde yıkılarak yerine güvenli yapıların yapılması. Kentsel dönüşümün temel amacı da yalnızca eski binaları yenilemek olmamalıdır. Amaç, insan hayatını güvence altına alan yaşanabilir kentler oluşturmak olmalıdır.
VATANDAŞLARIN MAĞDURİYETİ DE GÖZ ARDI EDİLMEMELİ
Kentsel dönüşüm de binalarda yaşayan insanı da konuşmak zorundayız. Yıllarca aynı evde yaşayan bir aile için evinin yıkılması sadece fiziksel bir yapı değişikliği değildir. İnsanların anıları, ekonomik koşulları ve yaşam düzenleri vardır. Bu nedenle dönüşüm süreci; şeffaf, anlaşılır, planlı ve vatandaşın haklarını gözeten bir anlayışla yürütülmelidir. Güvenli bina yapmak kadar güven veren bir dönüşüm süreci yürütmek de önemlidir.
YIKIM ALANLARI ve ÇEVRESİ DENETİMSİZ BIRAKILMAMALI
Özellikle yoğun yerleşim alanlarında gerçekleştirilen bina yıkımlarında çevre güvenliği en üst seviyede tutulmalıdır. Yıkım alanının çevresi uygun şekilde kapatılmalı, yayaların ve araçların alana yaklaşması engellenmeli, gerekli uyarı levhaları konulmalı ve iş güvenliği tedbirleri eksiksiz uygulanmalıdır. Tozun çevreye yayılmasının önlenmesi, molozların kontrollü şekilde taşınması ve yıkım sırasında ortaya çıkabilecek tehlikelerin önceden hesaplanması gerekir. Burada belediyelere, ilgili kamu kurumlarına, yapı sahiplerine, müteahhitlere ve yıkım ekiplerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Denetimler yalnızca kâğıt üzerinde yapılmamalıdır. Sahada gerçekten uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir.
“ÖNCE İNSAN” DİYEBİLMELİ VE GÜVENLİ BİNA YAPMAK GEREKİR
Deprem öldürmez; dayanıksız yapıların ve alınmayan önlemlerin sonuçları öldürücü olabilir. Bu nedenle eski ve yorgun binaların dönüşümü bir siyasi sloganın ya da yalnızca ekonomik bir projenin konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Bu mesele doğrudan kamu güvenliği ve insan hayatı meselesidir. Yeni yapıların bilimsel projelere, güncel mevzuata, uygun malzeme kullanımına, kaliteli işçiliğe ve etkin yapı denetimine sahip olması gerekir. Betonun kalitesi, demirin niteliği, taşıyıcı sistemin projeye uygunluğu ve uygulamanın denetlenmesi birbirinden ayrı düşünülemez.
DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDE İNSAN OLMALI
Eski, yorgun ve riskli yapı stokunu yenilerken yalnızca binaları değil, şehirlerimizi de yeniden planlayabiliriz. Daha geniş kaldırımlar, daha güvenli yollar, acil durum toplanma alanları, ulaşılabilir itfaiye ve sağlık hizmetleri, yeşil alanlar ve afet sonrası kullanılabilecek altyapılar birlikte düşünülmelidir. Kentsel dönüşüm yalnızca “eski binayı yık, yerine yeni bina yap” anlayışına indirgenmemelidir. Kentsel dönüşüm, aslında yaşam dönüşümüdür. Bu dönüşümün merkezinde beton değil, insan olmalıdır.
Bugün yıkılan her riskli bina, doğru şekilde yenilendiğinde gelecekte yaşanabilecek bir felaketin ağır sonuçlarını azaltabilir. Ancak bunu yaparken yeni bir tehlike oluşturmamak gerekir. Eski binayı yıkarken de insan hayatını korumalıyız. Yeni binayı yaparken de insan hayatını korumalıyız. Denetlerken de insan hayatını korumalıyız. Çünkü şehirlerin gerçek değeri yüksek binaları değil, o binalarda güven içerisinde yaşayan insanlarıdır. Artık depremi bekleyen değil, depreme hazırlanan şehirler kurmak zorundayız. Eski ve yorgun binaların yenilenmesi ertelenebilecek bir mesele değildir. Bu dönüşümün yöntemi de sonucu kadar önemlidir.
Unutmayalım ki, bir binayı yeniden yapmak mümkündür. Kaybedilen bir insan hayatını ise geri getirmek mümkün değildir.