İnsanlık tarihinde hiçbir dönemde bugünkü kadar birbirine yakın olup da bu kadar uzak kalınmamıştı. Bir tuşla dünyanın öbür ucundaki insanlara ulaşabiliyor saniye içinde yüzlerce mesaj gönderebiliyoruz. Fakat bütün bu iletişim imkanlarına rağmen içimizde büyüyen sessizlik giderek derinleşiyor. Günümüz insanı kalabalıkların içinde yürürken görünmez bir yük taşıyor.
Caddeler dolu kafeler dolu sosyal medya hesapları binlerce fotoğraf ve paylaşım ile dolu ancak gönüllerde açılan boşluklar da bir o kadar büyük insan artık konuşuyor bakıyor ama göremiyor. Teknolojinin sunduğu kolaylıklar hayatımızı hızlandırırken ilişkilerimizi yüzeyselleştirdi. Eskiden bir kapı çalınır bir çay demlenir, saatler süren sohbetlerde insanlar birbirinin yüreğine dokunurdu.
Şimdi ise uzun sohbetler yerine kısa mesajlar, sıcak bakışların yerine ekran ışıkları aldı. Parmaklarımız birbirine değmeden günler geçiyor göz göze gelmeden dostluklar kurulmaya çalışılıyor. Oysa insan yalnızca nefes alarak yaşabilen bir varlık değildir. İnsan paylaşarak çoğalır, sevgiyle büyür, dostlukla güçlenir. Bir omuza başını yaslayabilmek karşılık beklemeden bir tebessüm görebilmek ruhun en temel ihtiyaçları arasındadır. Modern çağın en büyük çelişkilerinden biri de budur. Herkes görünür olmak isterken kimse gerçekten tanınmıyor.
Sessiz çığlığı anlatamıyor. İnsanlar fotoğraflarda mutlu görünürken geceleri düşüncelerle geçiriyor; kalabalık masalarda otururken bile kendilerini bir odada hapsede biliyorlar. Bu nedenle günümüzde yaşanan yalnızlık sadece fiziksel bir durum değildir. Asıl mesele gönüllerin birbirine uzak düşmesidir. Aynı evde yaşayan insanların birbirine yabancılaşması, aynı masada oturanların farklı dünyada dolaşmasıdır. İnsan bazen en büyük yalnızlığı yanında insanlar varken hisseder.
Belki de çözüm çok uzaklarda değildir. Bir dost aramakta, bir büyüğün kapısını çalmakta bir çocuğun gözlerine sevgiyle bakmakta, bir insanı gerçekten dinlemekte saklıdır. Çünkü insanı iyileştiren şey teknoloji değil, insandır.
Kalbi kalbe bağlayan köprüler kurulduğunda modern cağın soğuk duvarları da yavaş yavaş yıkılacaktır. Unutmayalım ki insanın en büyük ihtiyacı görünmek değil anlaşılmaktır. Ve bazen içten söylenen bir ‘’Nasılsın’’ ? sorusu uzun zamandır karanlıkta bekleyen bir yüreğe güneş gibi doğabilir.