Elimde bir mevsim var, adı sonbahar
Avuçlarımda sararmış yapraklar
Toprağın suskun yüzünde yosun tutmuş zaman...
Ne yana dönsem biraz eksiliyorum,
biraz geçmişten, biraz kendimden
dökülüyor içime eski bir hazan.
Kayıtsız direnişler boşuna artık, duvarlar
ezberlemiş susmanın dilini, oysa içimde
küllerini saklayan bir yangın bir avuç
cesaretle kaldırıyor başını; başlıyor
yüreğimde ertelenmiş düşlerin seferberliği.
Alacakaranlık sayfalarda gecenin mürekkebiyle
yazılıyor yarın bir gece, bir düş, bir de sokak
lambası...
Üçü de uyanık biri yolunu arıyor, biri kendini
öteki kimsenin duymadığı bir vedayı
aydınlatıyor.
Veresiye düşler biriktirmişim ömrümden, ödemesi
hep yarına bırakılmış umutlar. Her sabah biraz daha
ekilmiş gökyüzünden, Her akşam biraz daha
çoğalmış içimde yarım kalmış hikâyelerin borcu
Ama biliyorum, yakın bir vedanın eşiğinde
devrim çocukları uyanacak!
Uykusu bölünmüş
bütün düşler kendi adını yeniden hatırlayacak
ve hiçbir sonbahar sonsuza dek tutamayacak
dallarında ölü yaprakları.
Hazan uykusundan silkinecek zaman, kırılacak
gecenin paslı kilidi.
Yorgun düşlerim mezatta satılır mı?
Kim verir ki onların bedelini, Kim bilir
içimde kaç kez yıkılıp kaç kez yeniden
kurulduğumu?