Bir ilişkinin ilk cümlesi sevgi olabilir ama onu ayakta tutan asıl dinamik güvendir.
Çünkü insan sevdiği kişiye güvenemiyorsa sevginin içine kuşku karışır. Arkadaşına güvenmiyorsan sohbetlerin
arasına mesafe girer. Komşuna güvenmiyorsan kapının önünde bile kendini yabancı hissedersin. Topluma
güvenmiyorsan herkesin yüzünde bir tehdit her davranışta bir hesap aramaya başlarsın.
Güven görünmeyen fakat bütün ilişkilerin taşıyıcı koludur. Bugün belki de en büyük toplumsal
sorunlarımızdan biri işte o kolonların yavaş yavaş çatlamasıdır.
Artık biri iyilik yaptığında acaba bunun altında ne var?’’ diye düşünebiliyoruz. Bir insan güzel
konuştuğunda samimiyetinden önce niyetini sorguluyoruz .Bir söz verildiğinde ,tutulacağından çok
tutulmayacağı ihtimalini düşünüyoruz.
Çünkü güvenin yerini şüphe aldığında, insan yalnızca başkasından değil, hayatın kendisinden de
uzaklaşmaya başlıyor.
Üstelik bu yalnızca bireysel ilişkilerde yaşanan bir sorun değil, Toplumsal güvenin zayıflaması insanların
birbirinden ve kurumlardan uzaklaşmasına korku ve kuşkunun büyümesine de zemin hazırlıyor.
‘’ Bir zamanlar insan insana emanet’’ denirdi
Bir çocuğu komşuya bırakmak sıradan bir şeydi. Kapının anahtarı komşuya teslim edilir ‘’,Ben gelene kadar göz
kulak ol’’ denirdi. Pazara giden yaşlı kadının poşetini genç biri taşırdı, Mahallede birinin başına bir şey geldiğinde
herkes kapısına koşardı.
Bugün ise çoğu zaman aynı apartmanda yaşayan insanların birbirlerinin adını bile bilmediği bir dünyadayız.
Elbette bunun birçok nedeni var; Verilen sözlerin tutulmaması insanların yaşadığı hayal kırıklıkları ekonomik
ve sosyal baskılar ,şiddet haberleri, dijital dünyanın yarattığı sahte kimlikler ve sürekli karşılaştığımız olumsuz
örnekler……
Bütün bunlar insanın zihninde görünmeyen bir savunma duvarı örüyor.
Fakat burada önemli bir ayrım var; Tedbir başka bir şeydir, herkesten şüphe etmek başka
Kendimizi korumak zorundayız. Ama bütün insanları aynı terazide tartmaya başladığımızda yalnızca kötü
niyetli insanlardan değil, hayatımıza iyi gelecek insanlardan da uzaklaşırız.
Güvensizlik önce kalbe ,sonra topluma yerleşir.
Bir anne çocuğunun arkadaşına güvenemiyorsa sürekli kaygılanıyor. Bir eş, eşinin her telefonuna kuşkuyla
bakıyorsa sevginin yerini denetleme alıyor. Bir arkadaş, diğerinin başarısını kıskançlık olarak yorumlarsa
dostluğun yerini rekabet alıyor. Bir çalışan yöneticisinin hakkaniyetli davranmayacağını düşünüyorsa yaptığı işin
anlamı azalır.
Bir vatandaş, toplumda emeğinin ve hakkının karşılığını alamayacağına inanıyorsa aidiyet duygusu zayıflıyor.
Böylece küçük bir şüphe büyüyerek toplumsal bir mesafeye dönüşüyor. İnsanlar birbirlerine sırtlarını dayamak
yerine sırtlarını kollamaya başlıyor. Oysa toplum dediğimiz şey birbirinden tamamen bağımsız insanların
oluşturduğu kalabalık değildir.
Toplum birbirine güvenebilen insanların kurduğu ortak hayattır.
Belki de burada kendimize sormamız gereken en önemli soru şu; Neden kimseye güvenmiyoruz? Dan önce ben
güvenilir bir insan mıyım?
Verdiğimiz sözü tutmak….
Emanete sahip çıkmak…..
Bir insanın sırrını başkasına anlatmamak…
Haksızlık karşısında susmamak…
Birini zor zamanında yanında olmak…
Yüzüne başka arkasından başka konuşmamak…
Çünkü güven küçük ve tutarlı davranışlarla kazanılır. Bir insanın bize güvenmesi için kusursuz olmamız
gerekmez. Hata yapabiliriz yanılabiliriz eksikte kalabiliriz ama dürüst kalabiliriz. Birbirimize yeniden
inanabilmenin yollarını bulmalıyız. Çünkü güvenin olmadığı yerde sevgi tedirgin dostluk temkinli komşuluk
mesafeli aile huzursuz olur.
Birinin yanında maskemizi çıkarabilmek; sözümüzün arkasında durabilmek emanete ihanet etmemek ve bir
başka insanın yüreğinde Buna güvenebilirim duygusunu bırakabilmek çok önemli