Geçenlerde bir söze denk geldim, insan düşünmeden edemiyor. Hani derler ya; "Etraf kurnazdan geçilmiyor" diye, tam da öyle bir halin içindeyiz.
Müşterisini yaka paça kazıklayana "ticari zeka" deniyor bu devirde. Halkın gözünün içine baka baka kandıranın adı "siyasi zeka" olmuş.
Trafikte arkasında çırpınan ambulansın peşine takılıp iki metre öne geçmeyi başaran akıllım kendini "pratik zeka" sanıyor.
Sahada şikeyle, hileyle maçı kazananı "sportif zeka" diye baş tacı ederler; birinin iyi niyetini, insaniyetini suistimal edip sırtından geçinene de "kıvrak zeka" etiketi yapıştırırlar.
Açık konuşalım: Biz kurnazlığı zeka, kural tanımamazlığı açıkgözlük, milletin hakkını yemeyi de beceri saydığımız sürece iki yakamız bir araya gelmez. Bencilce atılan her usulsüz adım, helalinden yaşayan insanın hakkına girmektir.
Toplumun harcını, samimiyetini çürütmektir.
Mesele ne kadar cin, ne kadar "uyanık" olduğumuz değil ki... Mesele, o kafayı neye çalıştırdığımız. Doğruluğun, vicdanın, insanlığın olmadığı yerde zeka dediğin şey, etrafa zarar vermekten başka bir işe yaramaz.
Etrafa bakıp da "Ne akıllı adamlar var" diye övündüğümüz şeylerin çoğu aslında düpedüz ahlaksızlık.
Artık bu kurnazlık sevdasına bir dur demek lazım. Çünkü bu ülkenin cin fikirli kurnazlara değil; dürüst, helal süt emmiş, ahlaklı insanlara ihtiyacı var