19 Mayıs 1919…
Türk milletinin makûs talihini değiştiren, esaret zincirlerini kıran ve bağımsızlık meşalesini Anadolu’nun bağrında yeniden yakan kutlu gün…
Ebedî Başkomutanımız, değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak başlattığı Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nin üzerinden tam 107 yıl geçti. Ancak bugün dönüp baktığımızda, o gün verilen mücadelenin yalnızca tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir savaş olmadığını; hâlâ devam eden büyük bir bağımsızlık yürüyüşü olduğunu görüyoruz.
Atatürk, Büyük Nutuk’a “1919 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsun’a çıktım” diye başlarken yalnızca bir tarih vermiyordu. O cümleyle birlikte çökmüş bir imparatorluğun enkazı altında bırakılmak istenen bir milletin yeniden ayağa kalkış hikâyesini başlatıyordu. İşgal edilmiş limanları, parçalanmak istenen vatanı, yoksullaştırılmış halkı ve teslim alınmaya çalışılan bir devleti anlatıyordu. Ama aynı zamanda o karanlığın içinden doğacak olan bağımsız Türkiye’nin iradesini de müjdeliyordu.
Aradan geçen bir asra rağmen bugün yine benzer kuşatmalarla karşı karşıyayız. Emperyalizmin yöntemleri değişmiş olabilir; ancak hedefleri değişmedi. Dün Sevr ile parçalamak istedikleri bu vatanı bugün farklı projeler, farklı isimler ve farklı senaryolar üzerinden kuşatmaya çalışıyorlar. Etnik ayrışmalar, mezhep çatışmaları, ekonomik bağımlılık, kültürel yozlaşma ve demografik mühendislik üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi hedef alınıyor.
Ne acıdır ki bu süreçte dışarıdaki güçlerden çok, içerideki yanlış politikalar ve işbirlikçi anlayışlar milletimizi yormaktadır. Cumhuriyetin temel değerlerinden uzaklaşıldıkça, Atatürk’ün akıl ve bilim yolundan sapıldıkça ülkemiz daha kırılgan hâle getirilmektedir.
Fakat tarih bize bir gerçeği tekrar tekrar göstermiştir:
Türk milleti teslim olmaz!
Nasıl ki 1919’da işgal altındaki İstanbul’da Boğaz’a dizilen düşman zırhlılarını gören Mustafa Kemal Paşa “Geldikleri gibi giderler” diyebildiyse, bugün de aynı kararlılığı taşıyan milyonlar vardır. Çünkü o söz bir hayal değil; milletine güvenen bir liderin tarih bilgisi, aklı ve inancıyla söylenmiş bir meydan okumaydı.
Amasya’da yayılan direniş ruhu, Erzurum ve Sivas kongrelerinde millet iradesine dönüşmüş; Sakarya’da direniş, Dumlupınar’da zafere ulaşmıştır. Lozan’da ise emperyalizme karşı bağımsızlığın tapusu alınmıştır. Bütün bu mücadelenin adı Atatürk’ün kendi ifadesiyle Kemalizm’dir. Tam bağımsızlıkçı, halkçı, devrimci ve antiemperyalist bir ulusal kurtuluş ideolojisi…
O gün Kuvayı Milliye’nin önünü kesmek isteyenler vardı. Saraydan beslenenler, manda isteyenler, emperyalizmin maşaları, din istismarcıları ve işbirlikçiler… Bugün de farklı isimlerle aynı zihniyetin sürdüğünü görmek zor değil. Ancak unutulmamalıdır ki; bu millet her dönemde bağrından yeni Kuvayı Milliyeciler çıkarmayı başarmıştır.
Bugün “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen milyonlar; bir kişiye değil, bir bağımsızlık fikrine sahip çıkmaktadır. O fikir; tam bağımsız Türkiye idealidir. O fikir; çağdaş, laik, demokratik Cumhuriyet ülküsüdür.
107 yıl önce dağ başını saran o duman nasıl dağıtıldıysa, bugün de karanlık mutlaka dağıtılacaktır. Çünkü bu milletin mayasında bağımsızlık vardır. Çünkü Türk gençliği hâlâ Atatürk’ün emanetine sahip çıkmaktadır.
Ve çünkü Atatürk’ün o büyük sözü hâlâ yolumuzu aydınlatmaktadır:
“Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
İnanıyoruz ki yeniden Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş ruhuna sarılacak, aklın ve bilimin rehberliğinde çağdaş uygarlık yolunda ilerleyeceğiz.
Bu duygu ve kararlılıkla aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor; başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurtuluş kahramanlarımızı saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.