İslamcı siyaset, Filistin meselesini kitlelere sunarken onu bir "toprak davası" olmaktan çıkarıp bir "iman ve onur mücadelesi" katmanına taşır. Bu durum, Anadolu’nun herhangi bir şehrindeki seçmenin, hiç görmediği Kudüs sokakları için yas tutmasını veya öfke duymasını sağlar. Siyasetin buradaki başarısı, yerel sorunların (ekonomik darboğaz veya sosyal sancılar) yarattığı gerilimi, küresel bir adaletsizliğe karşı duyulan haklı öfkeyle ikame edebilmesidir.
Filistin üzerinden kurulan bu dil, seçmene sadece bir oy veren değil, "büyük bir davanın neferi" olduğu hissini verir. Bu his, siyasi sadakati pekiştiren en kuvvetli motivasyonlardan biridir.
Filistin meselesi, iç siyasette genellikle bir "turnusol kağıdı" gibi kullanılır. Siyasi aktörler, bu konu üzerinden rakiplerini "Batı kulübüyle hareket etmekle" veya "yerli değerlere yabancılaşmakla" itham ederler. Böylece Filistin, sadece bir dış sorun değil, kimin "milli" kimin "gayrimilli" olduğunu belirleyen bir teraziye dönüştürülür.
Bu stratejinin en büyük avantajı, kitleleri ortak bir düşman (emperyalizm veya siyonizm) karşısında konsolide etmesidir. Ortak bir öfke paydasında buluşan kitleler, siyasi hareketin arkasında daha sıkı kenetlenir.
Ancak bu politikanın bir de riskli tarafı vardır: Beklenti yönetimi. Kitlelere sürekli olarak "büyük bir güç" ve "dünya düzenine meydan okuyan bir irade" portresi çizildiğinde, taban bu söylemin somut karşılıklarını (ticari yaptırımlar, askeri hamleler veya diplomatik izolasyonlar) görmek ister. Eğer meydanlardaki yüksek tondan nutuklar ile devletlerarası ilişkilerdeki reel politik denge arasında çok büyük bir uçurum oluşursa, bu durum kitlelerde bir "samimiyet sorgulamasına" yol açabilir.
Filistin, Türkiye’deki İslamcı siyasetin sadece bir söylemi değil, varoluşsal bir parçasıdır. Kitleleri mobilize etmek, heyecanı diri tutmak ve tabanı ortak bir hedefte birleştirmek için paha biçilemez bir kaynaktır. Fakat unutulmamalıdır ki; kitlelerin bu derin duygusal yatırımı, siyasetçilerin omuzlarına büyük bir sorumluluk yükler.
Zira Filistin, bir siyasi enstrüman olmanın ötesinde, bu toplumun kolektif vicdanında kapanmayan bir yaradır. Ve yaralar, sadece üzerine konuşulmak için değil, iyileştirilmek için oradadırlar.