Zaman, üzerinden tam 111 yıl geçmesine rağmen o topraklardaki barut kokusunu silecek kadar kudretli olamadı. Gelibolu’nun her bir zerresi, bugün hâlâ 1915’in o mahşer günlerini sayıklıyor. Çanakkale; sadece bir harita çizgisi, bir boğaz geçidi ya da askeri bir strateji değildir. O, bir milletin topyekûn ölüme yürüyerek ölümsüzlüğü bulduğu yerdir.
Ezineli Seyit’in Omuzlarındaki Arş-ı Ala
Güneş, 18 Mart sabahı boğazın üzerinde kanlı bir tepsi gibi yükselirken, tabyalar alevler içindeydi. Mecidiye Tabyası’nda sessizlik hakimdi; vinçler kırılmış, namlular susmuştu. İşte o an, rütbesi er ama yüreği bir ordu kadar büyük olan Seyit Onbaşı, tarihin akışını değiştirecek o kutsal yükün altına girdi.
276 kiloluk demir yığınını değil, bir vatanın namusunu omuzladı Seyit. Kemiklerinin çatırtısı rüzgârın sesine karışırken, ağzından dökülen tek bir dua vardı. O mermi namluya sürüldüğünde, İngiliz zırhlısı Ocean sadece denizin derinliklerine gömülmüyordu; "yenilmez" denilen bir kibir, bir Anadolu köylüsünün çıplak ayakları altında can veriyordu.
Conkbayırı’nda Bir "Güneş" Doğuyor
Siperlerin arasındaki mesafe sekiz metre... Yani ölümle yaşam arasındaki o incecik, titrek çizgi. Bir tarafta dünyanın dört bir yanından toplanıp getirilmiş devasa ordular, diğer tarafta ise ceketinin düğmesi kopuk, tüfeğinin tetiği paslı ama gözlerinde çelikten bir irade taşıyan Türk askeri.
Ve o siperin başında, gri bir pelerin gibi çöken dumanın arasından bir çift mavi göz parlıyor: Yarbay Mustafa Kemal. O, Conkbayırı’nda sadece bir komutan değil, bir kader yazıcısıydı. Şarapnel parçası göğsündeki saati parçalarken, o saat aslında yeni bir Türkiye’nin vaktini kuruyordu.
"Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" dediğinde; bu bir intihar çağrısı değil, bir diriliş beyannamesiydi. 57. Alay’ın her bir ferdi, bu emirle toprağa düşerken aslında vatanın bağrına birer tohum gibi ekiliyorlardı.
Bir Devrin Battığı Yerden, Bir Cumhuriyetin Şafağına
Bugün 111. yılında, Çanakkale’yi anmak sadece mezar taşlarına çiçek bırakmak değildir.
Seyit Onbaşı’nın omuzlarındaki fedakarlığı,
Mustafa Kemal’in dehasındaki hürriyet aşkını,
Kınalı Kuzuların annelerine yazdığı hasret dolu mektupları iliklerimizde hissetmektir.
Çanakkale; dün bir zaferdi, bugün bir bilinçtir, yarın ise sönmeyecek bir meşaledir. Bizler, o gün orada dökülen kanın her bir damlasına, kurulan her bir hayale borçluyuz.
Ey şehit oğlu şehit! 111 yıl sonra bugün, rüzgâr hâlâ senin adını fısıldıyor Gelibolu’da. Sen rahat uyu; o geçilemeyen boğazda biz bugün hâlâ bekçiyiz.