İnsan, dünyaya avuçlarında birer tutam merhametle gelir. Bir karıncanın rızkına basmamak için yolunu değiştiren o çocuk saflığı, çocuğun fıtratına kodlanmış o eşsiz merhamet; ne hazindir ki bazen okul koridorlarının soğuk betonlarında, bazen de şehrin çeperindeki bir gecekondu sokağında üşür ve katılaşır. Bugün adına "akran zorbalığı" dediğimiz o sessiz fırtına; aslında sadece çocukların değil, insanlığın ortak mağlubiyetidir.
Akran Zorbalığı: Gücün Karanlık Tanımı
En yalın tanımıyla akran zorbalığı; güçlü olanın zayıf olanı ezmesi, fiziksel, duygusal veya dijital yollarla bir çocuğun diğerine tekrarlayıcı biçimde zarar vermesidir. Ancak bu durum, steril okul binalarının çok ötesinde; şehrin kıyılarında, geçim derdinin gölgesinde ve insan ruhunun karanlık dehlizlerinde kök salan trajik bir bileşkedir. Zorbalık yapan ile zorbalık gören arkadaş değildir; çünkü şiddetin sızdığı yerde arkadaşlık nefessiz kalır.
Psikolojik Dinamik: Savunmadan Saldırıya
Psikolojik açıdan zorbalık, çoğu zaman bir "yer değiştirme" mekanizmasıdır. Kendi dünyasında sevgi açlığı çeken, kontrol edemediği bir otorite veya baskı altında ezilen çocuk, yaşadığı bu yoğun kaygıyı kendinden daha savunmasız birine yansıtarak sahte bir "kontrol hissi" kazanmaya çalışır.
Zorba, aslında içindeki korkuyu dışarıya saldırganlık olarak ihraç ederken; mağdur çocuk bu saldırı karşısında "öğrenilmiş çaresizlik" döngüsüne girer. "Karnım ağrıyor" diyerek yorganın altına saklanan o küçük beden, aslında dünyanın adaletsizliğine karşı siper almaktadır. Kendi içine sürgün edilen bir çocuğun sessizliği, dünyanın en gürültülü çığlığıdır.
Mahrumiyetin Gölgeleri ve Sokağın Ayazı
Şehrin ışıltılı meydanlarından uzak, dumanı tüten ama ocağı zor kaynayan mahallelerde hayat, henüz oyun çağında bir hayatta kalma savaşına dönüşür. Ekonomik uçurumlar, sadece cüzdanları değil, çocukların okul çantalarını da ayırır.
Felsefi Bir Yıkım: "Öteki"nin Yüzü
Felsefi bir aynadan bakarsak; zorbalık, karşısındaki arkadaşını bir "can" olarak değil, kendi gücünü onaylatacağı bir "nesne" olarak görme yanılgısıdır. İnsanın varoluş gayesi "diğeriyle hemhal olmak" iken, tüketim odaklı ve rekabetçi dünya çocuğa "diğerini basamak yaparak yükselmeyi" fısıldar. Oysa bir çocuğun haysiyeti zedelendiğinde, bütün çocukların çocukluğu lekelenir. Biz büyükler başarıyı "başkalarını geçmek" olarak tarif ettiğimiz sürece, çocuklarımız da bu yanlış haritalarla uçurumlara yürüyecektir.
Son Söz: Yaralı Kuşlar Okulu
Akran zorbalığı bir çocuk meselesi değil, bir medeniyet ve vicdan meselesidir. Mücadele; sadece zorba çocuğu cezalandırmak değil, toplumsal bir iyileşme başlatmaktır.
Yoksulluğun içindeki bir çocuğun öfkesini dindiremezsek, refah içindeki bir çocuğun korkusunu da bitiremeyiz. Bir çocuğun "iyiyim" demesinden önce, iyi hissedip hissetmediğini duymaya mecburuz. Unutmayalım; merhametle sarmadığımız her çocuk, gün gelir soğuyan kalbiyle tüm dünyayı üşütür.
Sessiz Çığlıkları Duyma Rehberi: Aileler İçin Farkındalık Notları
Bir çocuk yaşadığı zorbalığı her zaman kelimelerle anlatmaz; çoğu zaman davranışlarıyla, bedeniyle ve suskunluğuyla konuşur. İşte o sessiz çığlıkları fark etmenizi sağlayacak işaretler:
Ne Yapmalı?
Unutmayın: Bir çocuğu dinlemek, ona sadece vakit ayırmak değildir; ona dünyada güvenebileceği bir liman olduğunu kanıtlamaktır.