Milli İrade Tapulu Değil, Emanettir: Siyasi "Ganimet" Avcılığı Üzerine
Bir seçim biter, sandıklar kapanır ve halk bir karar verir. Bu karar; sadece bir isme değil, o ismin arkasındaki partiye, o partinin programına ve en önemlisi o partiyi sokak sokak, kapı kapı gezerek temsil eden isimsiz kahramanların alın terine verilmiş bir emanettir. Ancak son yıllarda siyaset sahnemizde, bu kutsal emaneti bir "pazarlık objesi" haline getiren, seçildiği partinin tabelasını bir gecede indirip rakip partinin rozetini takan bir profil türedi. Halkın iradesini yok sayan bu tavır, sadece bir siyasi tercih değişikliği değil; apaçık bir emek hırsızlığı ve demokratik bir gasptır.
Emekçinin Alın Teri, Seçmenin İradesi Bir aday seçilirken arkasında binlerce insanın emeği vardır. Gece broşür dağıtan gencin, bayrak asan emekçinin, cebindeki son kuruşu partisi için harcayan gönüllünün hakkı ne olacak? O koltuk, o kişiye "şahsi mülkü" olarak değil, bir davanın temsilcisi olarak verilmiştir. Seçildiği partinin imkanlarını, teşkilatın gücünü ve halkın güvenini kullanarak o makama gelip, sonra tüm bunları "ganimet" gibi yanına alıp gitmek; siyasi lügatte karşılığı ne olursa olsun, halkın vicdanında "kaptı kaçtı" siyasetidir.
Ahlaki Olan: "Ceketi Bırakıp Gitmektir" Elbette fikirler değişebilir, yollar ayrılabilir. Ancak siyasi ahlak ve şeref, bu ayrılığın bir bedeli olmasını gerektirir. Eğer bir siyasetçi, seçildiği partinin ilkelerinden saptığını düşünüyorsa veya artık o çatıda kalamıyorsa yapması gereken tek bir onurlu hareket vardır: İstifa etmek ve aldığı yetkiyi asıl sahibine, yani millete iade etmektir. Makamı, rütbeyi ve seçilmiş sıfatını cebine koyup, düne kadar "yanlış" dediği kapıya sığınmak; gelecek garantili hesapların, kapalı kapılar ardındaki pazarlıkların bir tezahürüdür. Bu, seçmeni sadece bir sayıdan ibaret gören tepeden bakmacı bir anlayıştır.
Sonuç Olarak Siyaset bir zenginleşme veya ikbal devşirme aracı değil, millete hizmet vesilesidir. Seçmen iradesini gasp ederek yapılan her geçiş, demokrasinin altını oyan bir dinamittir. Unutulmamalıdır ki; partisini satan, kendisini seçen halkı da satmış demektir. Bu "kul hakkı" yüküyle siyaset yapanların, tarihin sayfalarında ve halkın vicdanında nasıl anılacağı bellidir. Makamlar geçici, haysiyet bakidir.