“Çanakkale Geçilmez!” sözü, yalnızca bir askeri başarının ifadesi değil; bir milletin yeniden ayağa kalkışının, özgüvenini kazanışının ve tarih sahnesinde yeniden söz sahibi oluşunun simgesidir. 111. yılını andığımız Çanakkale Deniz Zaferi ve ardından gelen kara savaşları, sadece Osmanlı Devleti’nin değil, dünya tarihinin akışını değiştiren dönüm noktalarından biri olmuştur.
1915 yılında İtilaf Devletleri, Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’u ele geçirmek ve Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak amacıyla harekete geçti. Aynı zamanda Karadeniz üzerinden Çarlık Rusyası’na destek ulaştırarak I. Dünya Savaşı’nı kısa sürede sonlandırmayı hedefliyorlardı. Ancak hesap edemedikleri bir gerçek vardı: Türk milletinin sarsılmaz iradesi ve onu yönlendiren askeri deha.
18 Mart 1915’te denizde ağır kayıplar veren düşman donanması geri çekilmek zorunda kaldı. Bu zafer, yalnızca bir askeri başarı değil, “yenilmez” olarak görülen güçlere karşı kazanılmış büyük bir moral üstünlüktü. Ardından 25 Nisan’da başlatılan kara harekâtı ise, tarihin en çetin direnişlerinden birine sahne oldu.
Bu direnişin merkezinde ise Mustafa Kemal Atatürk vardı. O, sadece bir komutan değil; ileri görüşlülüğü, kararlılığı ve askerlerine verdiği ilhamla savaşın kaderini değiştiren bir liderdi. Özellikle Anafartalar’da gösterdiği başarı, ona “Anafartalar Kahramanı” unvanını kazandırırken, ileride verilecek Kurtuluş Savaşı’nın da lideri olacağının işaretini verdi.
Çanakkale’de yazılan destan, yalnızca komutanların değil, isimsiz kahramanların da eseridir. Seyit Onbaşı’nın insanüstü gücüyle taşıdığı mermi, Nusrat Mayın Gemisi’nin döşediği mayınlar, 57. Alay’ın gözünü kırpmadan verdiği mücadele; bu zaferin temel taşlarını oluşturmuştur. Yokluk içinde, sınırlı imkânlarla verilen bu mücadele, azmin ve inancın teknolojik üstünlüğü nasıl alt edebileceğinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Çanakkale Zaferi’nin sonuçları yalnızca cepheyle sınırlı kalmamıştır. Savaşın uzaması, Rusya’da ekonomik ve siyasi krizleri derinleştirmiş, bu süreç Ekim Devrimi ile sonuçlanarak dünya siyasi dengesini kökten değiştirmiştir. Böylece Çanakkale, küresel ölçekte de etkileri hissedilen bir dönüm noktası olmuştur.
Bugün Çanakkale’yi anmak; sadece bir zaferi hatırlamak değil, aynı zamanda o ruhu, o inancı ve o kararlılığı anlamaktır. Tarihi tek bir güne indirgemek, bu büyük destanı eksik okumaktır. Çünkü Çanakkale, aylar süren bir direnişin, fedakârlığın ve stratejik dehanın bütünüdür.
Aradan geçen yıllara rağmen Türk milleti, o kahramanları unutmamış ve unutmayacaktır. Çünkü Çanakkale, bir milletin yeniden doğuş hikâyesidir. Ve o hikâye, sonsuza kadar şu sözle anılacaktır:
Çanakkale Geçilmez!