Modern Türkiye’nin emekli adayı, bugün Hamletvari bir trajedinin tam ortasında duruyor. Emekli olsa; maaşı kirasına yetmeyecek, rutubetli bir otel odasının yalnızlığına ya da pazar artıklarının hüznüne mahkûm olacak. Emekli olmasa; yorgun bedeniyle sistemin çarkları arasında her gün biraz daha eksilecek.
Bu "ara bölge", sosyolojik bir tıkanıklıktır. İnsanlar "emekli-çalışan" dediğimiz, ne emekliliğin huzurunu tadabilen ne de iş gücü piyasasında haklarını savunabilen "hibrit bir yoksul sınıfı" oluşturuyor. Emeklilik artık çalışma hayatının onurlu bir finali değil, bir varoluş krizi haline gelmiştir.
Çocukluğumuzun o masum "el el üstünde" oyununu hatırlayın. Yere kapanan çocuk, üstüne binen ellerin ağırlığı altında "ebe" olurdu. Bugünün ekonomik tablosunda emekli, sistemin değişmez ebesidir. En üstte sermayenin öncelikleri, onun altında kontrol edilemeyen kira artışları, en altta ise borç sarmalı... Ve bilmeceyi çözemeyen emeklinin sırtına, sistem "pata küte" vurmaya devam ediyor.
2026 yılıyla birlikte bu darbeler daha da ağırlaşıyor:
SGK Kesintileri: Borçların doğrudan maaştan tahsil edilmesi, "can suyunu" daha musluktan akmadan kesmektir.
GSS İcraları: Sağlık hakkının bir borç ve icra nesnesine dönüşmesi, sosyal devlet ilkesinin en büyük yarasıdır.
Bu ağır tablo, geçtiğimiz günlerde TBMM çatısı altında Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) gerçekleştirdiği "Emekli Eylemi" ile siyasetteki en somut karşılığını buldu. Meclis koridorlarında yankılanan o sesler, meselenin sadece birkaç puanlık "zam pazarlığı" olmadığını gösterdi. CHP’nin emeklilerin barınma hakkını ve icra kıskacına alınmasını protesto etmesi, bu sessiz çoğunluğun artık görünür olma çabasıdır. Meclis kürsüsünden haykırılan her cümle, aslında o otel odalarına sıkışmış hayatların ortak feryadıdır.
Bir toplumun medeniyet seviyesi, en güçlülerinin ihtişamıyla değil, en savunmasızlarının (emeklilerinin) yaşam kalitesiyle ölçülür. Eğer 2026 yılında, ömrünü bu vatana adamış insanlar "icra memuru mu gelecek, ev sahibi mi kapıya dayanacak?" korkusuyla yaşıyorsa, orada toplumsal vicdanın terazisi kırılmış demektir.
Emekliyi "ebe" yapıp sırtına vurmaktan vazgeçilmedikçe, bu adaletsiz oyunun sonunda sadece emekliler değil, toplumsal barışın tamamı kaybedecektir. Çünkü unutulmamalıdır ki; bugün emeklinin hakkı için yükseltilen her ses, aslında yarının emeklisi olacak gençlerin de geleceğini kurtarma çabasıdır.