Yanında çalıştığım o altı ay boyunca, üzerindeki baskının ve her an ensesinde hissettiği ölüm tehditlerinin ne kadar farkında olduğunu bilirdik. Sık sık, o kendine has acı ama vakur gülümsemesiyle, "Benim canım cebimde çocuk..." derdi. Ölümle bu kadar barışık, inancıyla bu kadar bütünleşmiş bir adamdı.
Bense o ağır havayı dağıtmak, o gerginliği biraz olsun yumuşatmak için bazen ceketinin cebine takılırdım. Ceketinin kapakçığı içeri kaçtığında, "Uğur Hocam," derdim, "Ceketinizin cebi açık kalmış, çıkaralım şunu..." Aslında o küçük dokunuş, "Hocam, canını koyduğun o cep hep düzgün durmalı," demenin sessiz bir yoluydu. O da gülümser, o keskin bakışlarıyla bir "çırağın" gösterdiği bu naif dikkate teşekkür ederdi.
Uğur Mumcu, sanılanın aksine sadece "yazıp geçen" bir gazeteci değildi. O, bir adaletsizliği veya yanlışı belgelediğinde, önce muhatabına bir şans tanırdı. Araştırdığı her dosyada, yanlış yapanı önce nezaketle uyarır; "Doğrusu budur, bunu yapmalısın" derdi. Bunu ne bir tehdit için ne de bir karşılık bekleyerek yapardı. Tek derdi, yanlışın bir an evvel düzeltilmesiydi. Eğer bu iyi niyetli uyarısı dikkate alınmazsa; işte o zaman kalemi bir neşter gibi inerdi kağıda. Belgeler konuşmaya başlar, yanlışı yapanın kaçacak yeri kalmazdı.
24 Ocak sabahı patlayan o bomba, aslında o masada kurduğumuz hayalleri ve halkın doğruyu bilme hakkını hedef almıştı. Katiller sandılar ki, bir bedeni yok edince bir fikri de sustururlar. Oysa O’nun yanından geçen her genç, bugün O’nun kaleminin birer ucudur.
Uğur ağabey; Senin o gün bana söylediğin gibi; yazdıklarımız hala birilerinin uykusunu kaçırıyor. Cebindeki o canı bu halkın geleceğine feda ettin. Emanetin olan o kalem ve her zaman düzelttiğimiz o ceket cebindeki onur, bizim namusumuzdur.
Işıklar içinde uyu. Halkın vicdanı susmaz, Uğur Mumcular ölmez!
Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu, 24 Ocak 1993 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucunda yaşama veda etti ve Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi. Ardında ise Türkiye’nin karanlık yollarını aydınlatan şu mirası bıraktı:
BAZI ESERLERİ:
Nesir: Suçlular ve Güçlüler (1975), Sakıncalı Piyade (1977), Rabıta (1979), Silah Kaçakçılığı Ve Terör (1981), Papa - Mafya - Ağca (1984), Tarikat - Siyaset - Ticaret (1988), Bir Uzun Yürüyüş (1988), Kazım Karabekir Anlatıyor (1990), Kürt İslam Ayaklanması 1919-1925 (1991), Kürt Dosyası (1993), Uyan Gazi Kemal (1998)
Tiyatro Oyunu: Sakıncalı Piyade (1997)
BAZI ÖDÜLLERİ:
1979 - Türk Hukuk Kurumu Yılın Hukukçusu Ödülü
1979 - Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi Ödülü
1980, 1987, 1988 - Sedat Simavi Vakfı Ödülü (Gazetecilik)
1980, 1982, 1992 - İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (İnceleme)
1983 - İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Ödülü (Röportaj)
1983 - Balıkesir Barosu Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu
1984, 1985 ve 1987 - Nokta Dergisi Yılın Doruktaki Gazetecisi Ödülü
1987 - Cumhuriyet Gazetesi Örnek Gazeteci Ödülü
1988 - Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü
1993 - Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü